Türkiye'nin Altın Potansiyeli ve Ekonomik Değeri
Altın Madencileri Derneği (AMD) Başkanı Hasan Yücel, Türkiye'nin 6 bin 500 tonluk altın potansiyeline sahip olduğunu ve bunun mevcut fiyatlarla 1 trilyon doların üzerinde bir değer ifade ettiğini açıkladı. Yücel, gelişen teknolojiler ve uygun politikalar sayesinde bu miktarın 10-12 bin tona çıkarılabileceğini belirterek, “Bu da 2 trilyon dolara denk gelir. 10 milyar dolarlık bir yatırımla yıllık üretimimizi 28 tondan 100 tona yükseltebiliriz” ifadesini kullandı.
Altın Üretimi ve İthalat Verileri
2025 yılında Türkiye'nin 28 ton altın ürettiğini vurgulayan Yücel, bu miktarın 12 bin tonluk potansiyelin yalnızca binde ikisine denk geldiğini belirtti. Aynı dönemde Türkiye'nin yıllık 140-150 ton altın ithalatı gerçekleştirdiğini kaydeden Yücel, üretimin artırılabilmesi için yatırım ortamının oluşturulmasının şart olduğunu ifade etti.
Üretim Engelleri ve Yapısal Sorunlar
Yücel, altın üretimindeki düşüklüğün nedenlerinin kaynak yetersizliği olmadığını, çevresel hassasiyetler üzerine tartışmalar, uzun izin süreçleri, lisansların parçalı yapısı ve risk sermayesinin sürekliliğinin olmaması gibi yapısal sorunlar olduğunu açıkladı.
Cari açığın 60 milyar dolara ulaştığını belirten Yücel, bu açığın 25 milyar dolarlık kısmının altından, geri kalanının ise bakır, alüminyum ve demir gibi metallerden oluştuğunu ifade etti. Türkiye'nin bu madenleri üretme kapasitesine sahip olduğunu vurgulayan Yücel, “Türkiye, hem yer altında hem de evlerde altın bulundurma konusunda şanslı” dedi.
Jeolojik Veriler ve Yatırım İhtiyacı
1990'lı yıllarda yapılan projeksiyonların Türkiye'nin 6 bin 500 ton altın potansiyeline işaret ettiğini belirten Yücel, bu miktarın mevcut fiyatlarla 1 trilyon dolardan fazla bir ekonomik değere karşılık geldiğini ifade etti. Risk sermayesiyle yapılan çalışmalar sonucunda bu potansiyelin bir kısmının rezerve dönüştürüldüğünü aktaran Yücel, Türkiye'nin yeraltındaki altın varlığının gelişen teknolojilerle 12 bin tona kadar çıkabileceğini kaydetti.
Yücel, “Kritik mineraller” çağının başladığına dikkat çekerek, diğer ülkelerin bu konuda nasıl pozisyon aldığını örneklerle açıkladı. Özellikle Çin'in, 1980'lerde bu durumu öngörerek kaynaklara hakim olduğunu ve teknoloji yatırımları yaptığını belirtti. Türkiye'nin jeolojik potansiyelinin oldukça yüksek olduğunu, ancak derin aramalar yapılmadığını vurguladı.
Madencilikte Yatırım Açığı ve Vergilendirme
Dünya genelinde kıymetli ve metalik maden aramalarına yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık risk sermayesi ayrıldığını, bunun %44'ünün altın aramalarında kullanıldığını ifade eden Yücel, Türkiye'de ise bugüne kadar yalnızca 10 milyar dolarlık üretim yatırımı ve 2 milyar dolarlık arama yatırımı yapıldığını belirtti.
Türkiye'de altın arama faaliyetlerine ayrılan yıllık risk sermayesinin sadece 40 milyon dolar seviyesinde kaldığını ifade eden Yücel, bu durumun Türkiye'nin güçlü jeolojik potansiyeline rağmen yeterli yatırım alamadığını gösterdiğini söyledi.
Yücel, Türkiye'nin altın üretiminin yaklaşık %60'ının yerli şirketler, %40'ının ise yabancı sermayeli şirketler tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Yabancı sermayeye yönelik toplumsal bir tepkinin bulunduğunu belirten Yücel, ancak bu sermayenin dışlanmasının çözüm olmadığını vurguladı.
Altın, katma değeri en yüksek madenlerden biri olarak öne çıkmaktadır. Yücel, 2025 yılında Türkiye'nin 273 milyar dolarlık ihracatında altının kilogram değerinin yaklaşık 110 bin dolar olacağını belirtti. Bu durum, dış ticaret açığını kapatmanın yolunun değerli üretimden geçtiğini göstermektedir.
Madencilik Faaliyetleri ve Vergilendirme Süreçleri
Türkiye'de madencilik ruhsatları verilmeden önce milli parklar, sit alanları ve su havzaları gibi kısıtlı bölgelerde ruhsat verilmediğine dikkat çeken Yücel, maden çıkarımına yönelik alanların ülke yüzölçümünün yalnızca binde 1.8'ine tekabül ettiğini belirtti.
Madencilerin, sanayicilerin ödediği 4 kalem vergiye ek olarak toplam 8 kalem vergi ödediğini ifade eden Yücel, Türkiye'nin madencilikte en yüksek devlet hakkı ve vergileri uyguladığını belirtti. Bu durum, sektördeki yatırım iklimini olumsuz yönde etkileyebilir.