Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü'nde görevli Prof. Dr. Elif Nuroğlu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Merkez Bankası (Fed) üzerindeki baskılarını ve Fed Başkanı Jerome Powell hakkında başlatılan cezai soruşturmayı ele aldı.
İkinci kez Beyaz Saray’a oturan Donald Trump, 20 Ocak 2026 itibarıyla görev süresinin ilk yılını tamamlarken, son günlerde ABD Başkanı ile Fed arasındaki gerginlikler öne çıktı. Trump, Fed’in faiz oranlarını yeterince düşürmemesini uzun zamandır eleştiriyor. Bu bağlamda, Fed Başkanı Jerome Powell hakkında Adalet Bakanlığı tarafından başlatılan cezai soruşturma, uluslararası alanda tartışılan bir konu haline geldi.
Trump, ikinci döneminde “Önce Amerika” sloganıyla tarifeler ve vergi reformları aracılığıyla ekonomik büyümeyi teşvik etmeyi, dış ticaret açığını azaltmayı ve istihdamı artırmayı amaçlıyor. Bu çerçevede, ABD’nin ticaret ortaklarına yönelik geniş çaplı gümrük vergileri uygulandı ve çelikten otomobile, ilaçtan ahş ürünlerine kadar birçok sektöre özel tarifeler getirildi. ABD’nin ticaret ortaklarına uyguladığı ortalama etkin tarife oranı, yüzde 16,8’e çıkarak 1935 yılından bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. ABD Hazine Bakanlığı'nın verilerine göre, bu gümrük vergileri geçen yıl bütçeye 264 milyar dolarlık bir gelir sağladı.
Temmuz 2025’te yürürlüğe giren “Bir Büyük Güzel Yasa” ile Trump’ın ilk dönemindeki vergi indirimleri kalıcı hale getirildi. Bu düzenlemeler arasında bahşiş gelirleri ve fazla mesai ücretlerine yönelik muafiyetler ile belirli araç kredilerine sağlanan vergi avantajları yer aldı.
ABD ekonomisi yıl boyunca bazı dönemlerde güçlü büyüme oranları gösterirken, tarifelerin yarattığı belirsizlikler ve küresel ticaretteki yavaşlama ekonomik görünümü dalgalı hale getirdi. İş gücü piyasasında istihdam artışı, önceki yıla göre belirgin şekilde yavaşladı. İşsizlik oranı yılın büyük bölümünde yüzde 4’ün üzerinde kalırken, yıllık enflasyon enerji fiyatlarındaki düşüşe rağmen Fed’in yüzde 2 hedefinin üzerinde seyretti. Tüketici güveni ise yüksek fiyatlar ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle azaldı.
Bu bağlamda, Trump, ekonomik verilerin olumlu olduğu dönemlerde faiz oranlarının düşmesinin piyasalar ve büyüme açısından destekleyici olacağını sık sık dile getirdi. Fed ise fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedefleri doğrultusunda kararlarını ekonomik veriler ve orta vadeli riskler çerçevesinde aldığını vurguladı. Fed ile Trump arasındaki yaklaşım farklılıkları, taraflar arasında zaman zaman kamuoyuna yansıyan görüş ayrılıklarının ve gerginliğin temelini oluşturdu.
Fed Başkanı Powell hakkında başlatılan cezai soruşturma, bu görüş ayrılıklarını daha farklı bir bağlama taşıdı. Powell, soruşturmanın resmi gerekçesinin Fed’in Washington’daki tarihi binalarında devam eden renovasyon çalışmalarına ilişkin Kongre’ye yapılan açıklamalarla bağlantılı olduğunu belirtirken, sürecin Fed’in para politikası kararlarıyla aynı döneme denk gelmesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti. Powell, Fed’in karar alma süreçlerinin siyasi etkilerden bağımsız şekilde yürütülmesinin önemini vurguladı.
Powell hakkında açılan soruşturmanın kamuoyuna yansımasının ardından, ABD’de daha önceki dönemlerde görev yapmış eski Fed başkanları Janet Yellen, Ben Bernanke ve Alan Greenspan ortak bir açıklama yaparak merkez bankası bağımsızlığının ekonomik istikrar açısından taşıdığı önemi bir kez daha vurguladılar. Benzer şekilde, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) başkanlarının da arasında bulunduğu bazı küresel merkez bankası yöneticileri, kurumsal yapının ve merkez bankasının bağımsızlığının korunmasına yönelik mesajlar verdiler.
Fed’in küresel finans sistemi içindeki merkezi konumu nedeniyle Washington’daki gelişmeler, uluslararası piyasalarda da yakından takip ediliyor. Fed’in para politikasına dair belirsizlikler, küresel sermaye akımları, borçlanma maliyetleri ve risk algısı üzerinde etkili olabiliyor. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından finansal koşulların seyrini etkileyen bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Genel olarak, Trump yönetimi ile Fed arasındaki gerginlik, para politikasının kurumsal işleyişine dair süregelen tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Sürecin nasıl sonuçlanacağı ve Fed’in karar alma mekanizmasının bu gelişmelerden ne ölçüde etkileneceği, önümüzdeki dönemde hem ABD ekonomisi hem de küresel ekonomi açısından önemli bir izleme konusu olmaya devam edecek.
Sonuç olarak, Fed’in geri adım atması ve bağımsızlığının sorgulanması, ABD dolarının ve Amerikan finansal varlıklarının güvenli liman niteliğini tartışmalı hale getirebilir. Fed’in kararları yalnızca ABD ekonomisini değil, küresel likidite koşullarını da şekillendiriyor. Bu nedenle Washington’daki gerilim, gelişmekte olan ülkelerden Avrupa’ya kadar geniş bir coğrafyada finansal dalgalanmalara yol açabilecek potansiyele sahiptir. Ancak şimdiye kadar bu gerilimin çok ciddi bir etkisi olduğu söylenemez. Bu durum, dünya piyasalarının Trump’ın ikinci dönemine daha iyi uyum sağladığını ve ani tepkiler vermediğini, bekle-gör anlayışıyla hareket ettiğini göstermektedir. Fed’in kurumsal yapısının korunması ve kendi çizgisinden sapmaması, etkilerin sınırlı kalmasında belirleyici bir rol oynamıştır.
Trump’ın Fed’e yönelik baskıları kısa vadede ABD’de büyümeyi destekleme arayışı olarak değerlendirilebilirken, uzun vadede bu yaklaşım, ABD’nin kurumsal güvenilirliğini ve para politikasının etkinliğini zayıflatma riski taşımaktadır. Fed ile Beyaz Saray arasındaki bu gerilim, sadece güncel bir siyasi çekişme değil, merkez bankası bağımsızlığının küresel ölçekte nasıl korunacağına dair kritik bir sınav niteliğindedir. Mevcut kurumların ve işleyişin, seçimle başa gelen ve geçici olan Başkanlarla sınavının nasıl olacağını ve kimin kazanacağını herkes izleyip görecektir.
[Prof. Dr. Elif Nuroğlu, Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve editoryal politikasını yansıtmayabilir.