Laboratuvar Sızıntıları Yeniden Gündemde
Laboratuvarlardaki sızıntı sorunları, son zamanlarda büyük ilgi çeken Pluribus dizisiyle tekrar gündeme geldi. Ancak laboratuvar sızıntıları denilince, çoğumuzun aklına Covid-19 pandemisi geliyor. Zira bu süreçte, virüsün Wuhan’daki bir laboratuvardan kaynaklandığı iddiaları uzun süre tartışıldı.
İspanyol virolog Xavier Abad, El Pais gazetesine verdiği bir röportajda, laboratuvar sızıntıları hakkında Covid-19 virüsünü örnek göstererek konuştu. Barselona’daki Hayvan Sağlığı Merkezi’nin (CReSA) biyolojik kontrol biriminin başındaki Abad, “SARS-Cov-2 virüsünün laboratuvardan sızma olasılığı pek yüksek değil, ama mümkün” şeklinde ifade etti.
Abad, İspanyol güvenlik güçlerinin Afrika domuz ateşi virüsünün sızıntısı şüphesiyle CReSA’da denetim yaptığını ve çeşitli kanıtlar aradığını da hatırlattı. “Laboratuvarlardaki olaylar ve kazalarla ilgili çok fazla okuma yaptım. Dünya genelinde 100’den fazla olay kayıtlı ve bunlar sadece görünür olanlar” dedi.
Afrika Domuz Ateşi ve CReSA
Hâlâ masada olan tüm varsayımlar arasında, Afrika domuz ateşinin sızıntı ihtimali bulunuyor; ancak şu anda dikkatlerin odak noktası CReSA. Bu laboratuvar, Barselona Özerk Üniversitesi’nin Bellaterra kampüsünde yer almakta ve tehlikeli patojenler içermektedir. Laboratuvarın soruşturmaya dahil olmasının nedeni, geçen kasımda tesisin yakınlarında bir yabani domuzun burada tespit edilen bir suşa yakalanmasıdır. Çift duvar uygulaması bulunmayan bu laboratuvar, o dönemde tadilat halindeydi ve Afrika domuz ateşi virüsü üzerine deneyler yapıyordu.
Virüsün Sızma Olasılığı
Pek çok uzman, Afrika domuz ateşi virüsünün hava yoluyla bulaşmadığını düşünüyor. Bu nedenle, virüsün BSL3 biyogüvenlik seviyesine sahip bu laboratuvardan sızıp sızmadığı kapsamlı bir şekilde araştırılıyor. Abad, mikropların laboratuvarlardan sızma ihtimalini, “Biyolojik kontrol birimleri, mikroptan arındırılmış, sıkı kontrol altında olan kalelerdir. Ancak hatalar ve talihsiz kazalar her zaman mümkündür” sözleriyle açıkladı.
Xavier Abad, laboratuvarlardaki olayların sayısının azımsanamayacak kadar fazla olduğunu belirtti. Kosta Rikalı bilim insanı Esteban Zavaleta ve ekibi, geçen yıl mart ayında yaptıkları bir incelemede, son 50 yılda laboratuvar kaynaklı enfeksiyonların 435 vaka olarak kaydedildiğini ortaya koydu.
Laboratuvar Kazaları ve Belirsizlik
Kazaların hangi ülkelerde ve hangi laboratuvarlarda gerçekleştiği konusunda belirsizlik söz konusu. Uluslararası bilim insanları tarafından oluşturulan bir ekip, 10 yıl önce yüksek güvenlik seviyesine sahip laboratuvarlarda kaç tane kaza kaynaklı enfeksiyon görüldüğünü belirlemek için bir araştırma başlattı. Avrupa Klinik Mikrobiyoloji ve Bulaşıcı Hastalıklar Dergisi’nde yayınlanan incelemede, araştırmacılar 120 enstitüye anket gönderdi fakat yalnızca 23’ü yanıtladı.
Bu enstitülerden biri, geviş getiren hayvanlardan insanlara geçebilen Q ateşi hastalığına dair iki vaka bildirdi. Başka bir merkez ise bruselloz hastalığına neden olan mikropla ilgili iki vaka olduğunu doğruladı. Araştırmacılar, açıklamalarında, “Bazı laboratuvarlar kazaları açıklama konusunda isteksiz” ifadesini kullandı ve sistematik bir raporlama eksikliğine dikkat çekti.
Laboratuvarlarda Yaşanan Olaylar
Araştırmacıların tespit ettiği verilere göre, 1980 ile 2015 yılları arasında laboratuvarlarda çalışan 220 kişiye aşırı tehlikeli patojenler bulaştı. Çalışmada yer alan CReSA’dan Nuria Busquets, laboratuvarlardaki sızıntıların geçmişte de yaşandığını belirtti. 2007 yılında İngiltere’nin Pirbright kasabasında meydana gelen sızıntıda, BSL3 seviyesindeki bir laboratuvarın tesisatındaki hasarlı borulardan hastalık virüsü yayıldı. Bu olay sonucunda bölgede milyonlarca euro kayba neden olundu.
Şu anda, gözler CReSA’da yaşanan son sızıntıya çevrildi. Çünkü laboratuvarda yapılan genişletme çalışmaları sırasında çok sayıda kamyonun enstitüye giriş çıkış yaptığı bildirildi. Buna rağmen CReSA, herhangi bir biyogüvenlik ihlali olmadığı konusunda ısrar ediyor.
Yüksek Güvenlikli Laboratuvarlarda Kazalar
Harvard Üniversitesi’nden epidemiyolog Marc Lipsitch, İspanya’daki Afrika domuz gribi vakasını özel olarak yorumlamaktan kaçınsa da, “Bulaşıcı mikroplar, yüksek güvenlikli laboratuvarlardan kaçabiliyor, hatta BSL3 seviyesinin üzerindeki laboratuvarlarda bile bu tür kazalar yaşandı” değerlendirmesinde bulundu. Lipsitch, 2014 yılından bu yana yaşanan üç örneği sıraladı.
Oxford Üniversitesi’nde mikrobiyoloji alanında çalışan Prof. Dr. Stuart Blacksell ve ekibi, 2000-2024 yılları arasında BSL3 seviyesindeki laboratuvarlarda 16, BSL4 seviyesindeki laboratuvarlarda ise 4 vaka tespit ettiklerini açıkladı. Tüm araştırma laboratuvarları dikkate alındığında, aynı dönemde 276 enfeksiyon ve 8 ölüm kaydedildiği bildiriliyor.
Laboratuvar Kazalarının Ciddiyeti
İngiltere merkezli Chatham House’un iki yıl önce yayımladığı raporda, laboratuvar kazalarının “potansiyel felaketlere yol açabileceği” konusunda uyarılar yapıldı. 1977 yılında yaklaşık 700 bin kişinin ölümüne neden olan grip salgını, bu kazaların en çarpıcı örneği olarak gösteriliyor. John Hopkins Üniversitesi’nde biyogüvenlik alanında çalışan Michelle Rozo, o dönemdeki grip virüsünün bir Sovyet laboratuvarından sızmış olabileceğini belirtti.
Raporda, laboratuvar kazalarının gerçek boyutlarının net olarak bilinmediği ifade edildi. 2000-2021 yılları arasında yaklaşık 100 laboratuvarda 309 kişinin enfekte olduğu bilgisi yer aldı. Chatham House uzmanları, aynı dönemde bilimsel araştırmaların yapıldığı tesislerden 16 sızıntının meydana geldiğini duyurdu. 2019 yılında Çin’deki Lanzhou şehrinde yaşanan bir sızıntıda, Brusella bakterisi bir aşı fabrikasından hava yoluyla yayılarak 10 binden fazla kişiyi etkiledi.
Uzmanlar, bu kazaların çoğunun önlenebilir insan hatalarından kaynaklandığını vurguluyor. Lanzhou’daki fabrikada son kullanma tarihi geçmiş dezenfektanların kullanıldığı biliniyor. Chatham House raporunda, biyogüvenlik konusunun birçok ülkede henüz başlangıç aşamasında olduğu ifade edildi.
Covid-19 pandemisinin kaynağı ise hâlâ kesin olarak belirlenmiş değil. Dünya Sağlık Örgütü, bağımsız uzmanlarla oluşturduğu araştırma ekibi aracılığıyla, 27 Haziran’da yaptığı açıklamada, mevcut kanıtların virüsün doğrudan bir yarasadan ya da ara bir konaktan, yani hayvanlardan geçtiğini gösterdiğini belirtti. Ayrıca, virüsün Wuhan’daki laboratuvardan sızmış olma ihtimali de tamamen göz ardı edilmedi.
Biyogüvenlik Önlemlerinin Önemi
Cenevre Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü’nden araştırmacı Alexandra Peters, yüksek güvenlikli laboratuvarların sayısının kesin olarak bilinmediğine dikkat çekti. BSL3 seviyesindeki tesislerin, dışarı çıkan havayı iki kez filtreleme, çalışanların tesiste duş alma zorunluluğu, akışkanları kimyasal kirlenmeden arındırma ve atık yakma gibi ciddi önlemler aldığını belirtti. Ancak, “BSL3 laboratuvarları her zaman beklenildiği kadar güvenli olmayabilir. Kişisel olarak, virüs sızıntısının imkansız olduğu düşüncesinde değilim. Sonuçta, laboratuvarların patojenleri koruma sorunu, insan davranışına bağlıdır. İnsan hatası olmasa bile, çevresel faktörler veya talihsizlikler etkili olabilir” açıklamasını yaptı.