Son dönemlerde Basra Körfezi’ndeki petrol zengini ülkeler, ekonomik yapılarını çeşitlendirmek amacıyla önemli reformlar ve yatırımlar gerçekleştirmeye başlamıştır. Ancak bu değişim süreci yeni kırılganlık alanları ortaya çıkarmaktadır. Bölgedeki ekonomik çeşitlenme çabaları, İran’ın askeri ve ekonomik stratejisinde yeni hedeflerin belirlenmesine yol açarken, güncel gelişmeler Körfez ekonomilerinin sadece enerji üretimi ile sınırlı olmayan daha geniş bir tehdit altında olduğunu ortaya koymaktadır. Uzmanlar, İran’ın askeri çatışmalar sırasında yaşadığı dezavantajları telafi etmek için bölgedeki ekonomik altyapıyı hedef alan asimetrik bir strateji izlediğini ifade etmektedir. Bu strateji, alüminyum ve çelik üretim tesislerinden bankacılık sistemlerine, limanlardan havaalanlarına kadar geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır.
Basra Körfezi ekonomileri uzun bir süre petrol ve doğalgaz üretimine bağımlı kalmışken, son zamanlarda bu bağımlılığı azaltmak için önemli adımlar atılmıştır. Özellikle Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkeler, ekonomik büyümeyi çeşitlendirmek amacıyla sanayi, turizm, finans ve lojistik gibi alanlara yönelmeye başlamıştır. Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri, Suudi Arabistan’ın ‘Vizyon 2030’ planıdır. Bu strateji, petrol gelirlerine bağımlılığı azaltarak ülkeyi uluslararası bir yatırım ve turizm merkezi haline getirmeyi hedeflemektedir. Ancak uzmanlar, bu çeşitlenmenin beklenmedik sonuçlar doğurduğunu vurgulamaktadır: Ekonomik faaliyetlerin artması, İran için hedef alınabilecek unsurların sayısını çoğaltmıştır.
İran’ın yarı resmi haber ajansından edinilen bilgilere göre, Devrim Muhafızları Ordusu, İsrail'in Tahran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’ne yönelik saldırısına ilişkin bir bildiri yayımlamıştır. “Amerika Birleşik Devletleri’nin suçlu yöneticilerine uyarı” ifadesiyle paylaşılan açıklamada, “Amerikan-Siyonist güçler, İran üniversitelerini defalarca bombaladı. Beyaz Saray’daki yöneticiler bilmelidir ki, bundan sonra işgalci rejimin (İsrail) tüm üniversiteleri ve Batı Asya’daki Amerikan üniversiteleri, İran üniversitelerinin yıkımına misilleme olarak meşru hedef olarak kabul edilecektir” sözlerine yer verilmiştir. Analistler, bu açıklamanın ekonomik ve sivil hedeflere yönelik saldırıların yeni bir aşamaya geçtiğini ifade etmektedir.
Bölgedeki en önemli gelişmelerden biri, Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğinin neredeyse durma noktasına gelmesidir. İran’ın bu stratejik geçiş noktası üzerindeki etkisi, milyonlarca varil petrolün Basra Körfezi’nde sıkışmasına sebep olmuştur. Uluslararası Enerji Ajansı, bu durumu “küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintilerinden biri” olarak değerlendirmiştir. Bu kesinti yalnızca petrol sevkiyatını değil; gübre, alüminyum, çelik ve helyum gibi ürünlerin taşınmasını da doğrudan etkilemiştir.
Savaşın başlangıcında Katar’ın Ras Laffan Sanayi Şehri’nde sıvılaştırılmış doğalgaz üretiminin durması, küresel piyasalarda domino etkisi yaratmıştır. Dünyanın en büyük LNG ihracatçılarından biri olan QatarEnergy’deki bu kesinti, enerji piyasalarını etkilemenin yanı sıra helyum ve gübre üretimini de aksatmıştır. Metal piyasalarında da önemli dalgalanmalar yaşanmıştır. Houston merkezli bir çelik şirketinde çalışan bir uzman, çelik boru fiyatlarının yüzde 12 ila yüzde 15 arasında yükseldiğini belirtmiştir; bu durum, temel bir emtia için oldukça yüksek bir artış olarak değerlendirilmektedir.
Benzer bir durum, Kanada merkezli bir metal şirketinin CEO’su tarafından da ifade edilmiştir. Orta Doğu’daki üreticilerin yüzlerce konteynerlik çelik ve alüminyum tedarik sözleşmelerini iptal ettiği açıklanmıştır. Bu durum, özellikle veri merkezi inşaatları gibi malzeme tüketimi yüksek olan sektörlerde maliyetlerin hızla artmasına yol açmıştır.
Krizin etkileri yalnızca ağır sanayi ile sınırlı kalmamaktadır. Günlük tüketim ürünleri de ciddi bir şekilde etkilenmiştir. ABD merkezli bir şirketin sipariş ettiği organik hurma şekeri ve hurma ezmesi yüklü konteyner, Cebel Ali Limanı’nda mahsur kalmıştır. Hurma, enerji barlarından gazlı içeceklere, smoothie’lerden evcil hayvan mamalarına kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir. ABD, dünya hurma üretiminin yalnızca yüzde 1-2’sini karşılayarak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi üretici ülkeleri kritik tedarikçiler haline getirmiştir. Şirketin kurucu ortağı, alternatif lojistik rotaları değerlendirdiklerini ancak maliyetlerin tahmin edilemez olduğunu ifade etmiştir.
Uzmanlar, ABD ekonomisinin enerji ithalatında Orta Doğu’ya daha az bağımlı olması nedeniyle doğrudan etkilerden kısmen korunmuş olduğunu belirtmektedir. Ancak dolaylı etkilerin giderek artması beklenmektedir. Örneğin, bir araştırma şirketinin verilerine göre ABD, 2025 yılında Körfez ülkelerinden enerji dışı yaklaşık 8,5 milyar dolarlık mal ithal etmektedir. Bu kalemler arasında alüminyum, çelik, gübre, kükürt, parfüm ve inci gibi ürünler yer almaktadır. Analistler, özellikle emtia fiyatlarındaki artışın dolaylı etkiler yaratarak ABD’deki işletmeler ve tüketiciler üzerinde baskı oluşturabileceğini öne sürmektedir. Londra merkezli bir analist, bu durumu “hafife alınan bir zincirleme etki” olarak tanımlamaktadır.