Mobil Uygulamayı İndir

Haberleri mobil uygulamamızdan takip edin!

Bildirimler

Sitemize Hoş Geldiniz

Güncel haberler ve son dakika gelişmeleri için bizi takip edin!

Şimdi

İsrail ve Hindistan İşbirliği: Pakistan'ı Orta Doğu'dan Ayırma Planı mı?

E
Yazar Medya
5 dk okuma 45 okunma Yayınlanma: 28 Şubat 2026 00:18 Güncelleme: 28 Şubat 2026 02:06
İsrail ve Hindistan İşbirliği: Pakistan'ı Orta Doğu'dan Ayırma Planı mı?
İsrail ve Hindistan İşbirliği: Pakistan'ı Orta Doğu'dan Ayırma Planı mı? Foto: Yazar Medya

Afganistan-Pakistan Gerilimi ve Bölgesel Etkileri

Doç. Dr. Necmettin Acar, Afganistan ve Pakistan arasındaki gerilimin sıcak bir çatışmaya dönüşme olasılığını ve bunun mevcut ittifaklar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.

Cenevre'deki ABD-İran müzakerelerinin hız kazanması ve Körfez'e gönderilen ABD donanmasının “askeri seçenek” ihtimalini yeniden gündeme getirmesiyle, Afganistan-Pakistan arasındaki çatışma bölgesel dinamikleri aniden değiştirdi. Uzun zamandır düşük yoğunlukta devam eden gerilimin, iki ülke arasındaki klasik bir sınır sorunu gibi görünse de, bu tırmanışın Basra Körfezi'nden Güney Asya'ya kadar uzanan güvenlik yapısını sarsacak yeni bir dönemi işaret ettiği anlaşılmalıdır. Zira Pakistan’ın istikrarı, sadece İslamabad’ın iç güvenliği ile değil, aynı zamanda Körfez’in caydırıcılık düzeni, Orta Doğu’daki güç boşlukları ve Sünni dünyanın stratejik denge kapasitesi ile doğrudan ilişkilidir.

Afganistan-Pakistan hattındaki gerilim, bölgesel güvenlik mimarisinde önemli değişikliklere yol açabilir.

Zamanlama ve Stratejik Bağlam

Bu krizin önemini artıran en önemli unsur zamanlamasıdır. Pakistan ve Afganistan arasındaki savaşın, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail’e yaptığı kritik ziyaretin hemen ardından patlak vermesi tesadüf olmayabilir. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Karşımızda yaralı bir Şii blok ve güçlü bir Sünni blok var” şeklindeki açıklamaları, Hindistan ve İsrail arasındaki askeri işbirliğinin derinleşmesi ile Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki askeri paktın Türkiye’nin de katılımıyla gündeme gelmesi, mevcut durumu “sahadaki tesadüfler” ile açıklamayı zorlaştırıyor.

Pakistan, 1947 yılından bu yana Hindistan ile süregelen jeopolitik rekabeti ve sahip olduğu nükleer kapasite sayesinde yalnızca Güney Asya’nın değil, İslam dünyasının da en önemli aktörlerinden biri haline gelmiştir. Nükleer silah bulundurması, Pakistan’a yalnızca sembolik bir prestij değil, aynı zamanda somut bir caydırıcılık gücü de kazandırmaktadır. Bu caydırıcılık, sadece Hindistan’a karşı değil, daha geniş bir perspektifte Sünni dünyanın stratejik denge kapasitesi açısından da belirleyici bir faktördür.

Nükleer Güç ve Bölgesel Denge

Bu nedenle, Müslüman dünyadaki tek nükleer gücün “potansiyel bir tehdit” olarak değerlendirilmesi ihtimali göz ardı edilemez. Böyle bir durum, Orta Doğu'daki güç boşluğunu büyütecek, bölgesel dengeleri kalıcı olarak değiştirecek ve Sünni dünyanın stratejik ağırlığını zayıflatacaktır. Afganistan-Pakistan hattında yükselen çatışma, yalnızca bir sınır çatışması değil, aynı zamanda daha geniş bir jeopolitik yeniden şekillendirme sürecinin habercisi olmalıdır.

Türkiye-Pakistan ilişkileri, bu stratejik çerçevede özel bir önem taşımaktadır. İki ülke arasında derinleşen savunma sanayi işbirliği; MİLGEM korvet projeleri, insansız hava araçları ve havacılık alanındaki ortaklıklar üzerinden somut bir hale gelmiştir. Bu ilişki, sadece teknik bir ortaklık değil, aynı zamanda askeri bilgi transferi, ortak üretim kabiliyeti ve operasyonel kapasite inşası anlamına da gelmektedir. Türkiye’nin NATO tecrübesi ile Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı birleştiğinde, Sünni dünyanın farklı coğrafyalarında etkili olabilecek çok katmanlı bir savunma mimarisinin temeli güçlenmektedir.

Pakistan’ın istikrarsızlaşması, yalnızca İslamabad için değil, Ankara’nın güvenlik vizyonu açısından da kritik bir tehdit oluşturabilir.

Bu bağlamda, Pakistan’ın istikrarlı ve “dışa dönük katkı sağlayan” bir aktör olarak kalması, sadece İslamabad için değil, Türkiye’nin Körfez’e yönelik güvenlik stratejisi açısından da hayati bir önem taşır. Zira Pakistan’ın iç güvenliğe hapsolduğu senaryolar, Türkiye-Pakistan arasındaki stratejik sinerjinin Orta Doğu’ya yayılmasını zorlaştıracaktır.

Askeri İlişkiler ve Güvenlik Yapısı

Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki köklü askeri ilişkiler, Pakistan’ı Körfez güvenliğinin önemli bir parçası haline getiriyor. Pakistan ordusunun Suudi güvenlik yapısına sağladığı tarihsel destek ve iki ülke arasındaki derin savunma işbirliği, Riyad’ın ulusal güvenliği açısından İslamabad’a kritik bir rol yüklemiştir. Hatta Pakistan’ın askeri kapasitesi, sadece Suudi Arabistan için değil, Körfez monarşileri için de sağlam bir güvenlik desteği anlamı taşımaktadır.

Özellikle İsrail’in Doha’ya yönelik saldırısının ardından imzalanan geniş kapsamlı Suudi-Pakistan savunma anlaşması, askeri işbirliğini kurumsal bir temele oturtmuştur. Böylece Pakistan, Basra Körfezi ve Orta Doğu güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir. Dolayısıyla, Pakistan’ın zayıflaması yalnızca Güney Asya’yı değil, Körfez’in caydırıcılık düzenini de doğrudan etkileyecektir.

Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki askeri işbirliğine Türkiye’nin de dahil edilmesine yönelik girişimlerin önemli yankılar bulduğu bir dönemde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği stratejik ziyaret, bölgesel dengelerde bir değişimin habercisi olarak değerlendirilmektedir. Bu gelişmeler, dikkatleri kaçınılmaz olarak tek bir gerçeğe yöneltmektedir: Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ekseninde, tarihi ve ideolojik temelleri olan bir ittifakın doğuşu. Bu ittifakın anlamı, yalnızca üç ülkenin ikili ilişkilerinin toplamı değil, aynı zamanda Orta Doğu güvenliğinde “alternatif bir eğilim” üretebilme iddiasıdır.

Sonuç ve Olası Gelişmeler

Modi’nin Tel Aviv ziyaretinin ardından Netanyahu’nun Sünni blok vurgusu sonrasında Pakistan-Afganistan hattındaki gerilimin savaşa dönüşmesi, bu nedenle yalnızca iki ülke arasındaki bir sınır meselesi olarak ele alınamaz. Bu gelişme, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ekseninde kurulma aşamasındaki ittifakın yönünü ve dayanıklılığını test eden stratejik bir sarsıntı niteliğindedir. Bu sarsıntının kısa vadede doğuracağı dört temel sonuç bulunmaktadır.

  • İlk olarak, bu gerilim, yeni çatlaklar oluşturma potansiyeli taşımaktadır. Pakistan’ın güvenlik gündemi doğu ve kuzey sınırlarına odaklandığında, Körfez güvenliği ve Orta Doğu konuları doğal olarak geri plana itilecektir.
  • İkincisi, artan gerilim Pakistan’ı Orta Doğu’dan uzaklaştırarak sınır boylarına hapsedecektir. Bu durum, Pakistan’ın fiili katkı verebilirliğini düşürerek paktın psikolojik caydırıcılığını zayıflatacaktır.
  • Üçüncü olarak, bu dikkat dağılması ve koordinasyon eksikliği İsrail’e daha geniş bir manevra alanı açabilir. Pakistan’ın nükleer kapasitesini hedef alan İsrail’in, yaşanan istikrarsızlıktan stratejik fayda sağlamaya çalışması olasıdır.
  • Son olarak, Pakistan’ın kendi sınırlarındaki istikrarsızlıklara odaklanması, Körfez güvenliğinde ortaya çıkan alternatif eğilimleri zayıflatacaktır.

Sonuç olarak, Afganistan-Pakistan sınırında patlak veren bu çatışma, sıradan bir sınır anlaşmazlığının ötesinde, İslam dünyasının askeri ve stratejik ağırlık merkezini hedef alan karmaşık bir sarsıntı niteliğindedir. Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve konvansiyonel gücü ile Türkiye’nin teknolojik derinliği ve Suudi Arabistan’ın finansal jeopolitiği birleştiğinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşa edilmesi hedeflenirken, bu sürecin bir savaşla kesintiye uğraması göz ardı edilemez.

Pakistan’ın kendi sınırlarına hapsolması, yalnızca İslamabad’ın enerjisini tüketmekle kalmayacak, aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanan Sünni savunma hattında telafisi zor bir gedik açacaktır. Bu stratejik felç durumu, İsrail’in revizyonist hedefleri ve Hindistan’ın bölgesel hakimiyet arzusu için uygun bir zemin oluşturabilir. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan ekseninde oluşan yeni dinamiğin aktörleri, bu riskleri görüp Pakistan’ın istikrarsızlaşmasına karşı ortak bir irade geliştiremezse, bölgesel güvenlik mimarisi bir kez daha dış aktörlerin kontrolüne bırakılacaktır.


Etiketler

#Afganistan-Pakistan #Hindistan-İsrail #Doç. Dr. Necmettin Acar #Binyamin Netanyahu #Orta Doğu güvenliği #bölgesel dinamikler #Sünni blok #stratejik ittifaklar

Videolar