Rüşvet ve yolsuzluk sorunlarıyla sarsılan Cumhuriyet Halk Partisi'nde skandalların ardı arkası kesilmiyor. Dünyanın, ABD ve siyonist İsrail'in İran'a yönelik saldırısıyla çalkalandığı bir dönemde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yine ülkesini hedef alarak dikkat çekti. Gazeteci Mahmut Övür, Özgür Özel'in Türkiye’nin savunma sanayisini göz ardı eden çelişkilerine vurgu yaptı. Övür, "İmamoğlu Suç Örgütü" davasının önemli figürlerinden Fatih Keleş'i Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Gençlik ve Spor Politikaları Kurulu üyesi olarak atamasına dikkat çekerek, "CHP'nin tarihi, kendi belirlediği ilkelerle çelişkilerle doludur. Siyasetsizliğin ve ilkesizliğin trajik sonu bu..." ifadelerini kullandı. İşte Mahmut Övür'ün bugünkü yazısının özeti…
CHP'nin tarihi, kendi belirlediği ilkelerle çelişkili bir geçmişe sahiptir. Bu çelişkileri başka hiçbir parti üstlenemez.
Parti, kendisini solcu olarak tanımlasa da bu tanım gerçeği yansıtmıyor; özgürlükçü olduklarını iddia ediyorlar, ancak uzun yıllar boyunca başörtüsü ve Kürtçe yasağının arkasında CHP'nin durduğu biliniyor. Anti-emperyalist olduklarını savunsa da, sık sık emperyalistlerin kapısına gidip "Kendimizi terk edilmiş hissediyoruz" demekte bir sakınca görmüyorlar.
CHP'yi yöneten kişilerin çelişkilerini sıralamak mümkün ve bu durum, isimler değişse de devam ediyor.
Şimdi, bu çelişkileri daha da derinleştiren ve utanç verici hale getiren bir isim var: CHP'nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel. Bölgedeki çatışmalar sürerken, o ülke yönetimini eleştirmekle meşgul:
"Sayın Erdoğan'ın kendine ait, Türkiye'ye ait bir planı yoktur. Trump'ın planının bir parçası olmuştur." ifadelerini kullandıktan sonra, "Son 14 yılda Hava Kuvvetleri'ne tek bir savaş uçağı kazandırılamamıştır. Hava savunma sistemimiz yoktur." şeklinde ekleme yaptı.
Türkiye'nin son 14 yılda emperyalistlerin kuşatması altında kaldığı, darbelere ve terör saldırılarına maruz kaldığı herkesin malumu. O dönemlerde Özel ve partisi, İHA-S'lara ve uçaklara "kalorifer peteği" diyor, AK Parti hükümetinin S-400 hava savunma sistemi alımına da "Bize kim saldıracak, neden alıyoruz?" diye karşı çıkıyordu.
Buna rağmen, Türkiye savunma sanayisinde dünyanın takdirini toplayan önemli adımlar atmış durumda. Türkiye, izlediği "denge ve barış" politikasıyla tehdit altında olan ülkeler için güvenli bir liman haline geldi.
"Siz balığa çıkmayın, füze testi yapacağız diyorsunuz. O sesler balıkları ürkütüyor, yuvalarını terk ediyorlar." şeklinde bir yorumda bulunuyor.
Ne diyelim, Allah akıl fikir versin. Akıl var mı bilmiyorum ama "fikir" olmadığı kesin. CHP yönetimi, "Bölge yanarken Türkiye ne yapmalı?" gibi soruları umursamıyor gibi görünüyor.
CHP yönetimi, dünya alt üst olurken bile "rüşvet ve hırsızlık" iddialarıyla 9 Mart Pazartesi günü mahkeme önüne çıkacak. Aynı zamanda "İmamoğlu Suç Örgütü" davasının önemli figürlerinden Fatih Keleş'i, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Gençlik ve Spor Politikaları Kurulu üyesi olarak atıyor. Kamuoyunun tanıdığı Keleş, İstanbul'un iş dünyasında "Kafa Koparan" lakabıyla biliniyor ve İmamoğlu'nun sistemine çanta çanta paralar taşıyan en kritik isim olarak öne çıkıyor. Keleş, son olarak "Jetgiller" skandalıyla gündeme gelmişti.
Özgür Özel, bu ismi CHP'nin politika yapıcısı olarak atadı ve bunu gururla duyurdu:
"Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in takdirleri ve Cumhurbaşkanı Adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu'nun vizyonuyla, Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Gençlik ve Spor Politikaları Kurulu'nda görevlendirilmiş bulunuyorum. Türkiye'nin geleceğini inşa edecek bu güçlü yürüyüşün bir parçası olmaktan büyük bir gurur duyuyorum."
Bu kişi, haklı olarak gurur duyuyor. Bir zamanlar ilke ve ahlaki üstünlükten bahseden CHP, "Kafa Koparan" Fatih'i en üst kurula atıyor. Aklıma yıllar önce "Politbüro Şefi" olarak yazdığım eski CHP Genel Sekreteri Önder Sav geliyor. Sav, tam 26 yıl önce CHP il ve ilçe başkanlıklarına gönderdiği bir genelgede, "Yolsuzluk yaptığı, haksız kazanç elde ettiği, rüşvete ve bu tür işlere bulaşan CHP üyeleri ile yerel yönetimlerdeki başkan ve meclis üyelerinin CHP ile ilişkileri derhal kesilir, istifa ettirilir..." şeklinde bir talimat vermişti. Ancak, 4 bin sayfalık iddianameyi dikkate almadan İmamoğlu'nu Mandela ilan ediyor.